Öğrenilmiş Çaresizlik

Etrafımızda bizden başarılı insanlar olunca onlar gibi olmak isteriz. Kendimizden beklentilerimiz artar. Tekdüze bir çevrede başarı hırsı olmayan insanların içinde ne üretebiliriz? Her gün yeni bir bilgi öğrenmeyen, kendini geliştirmeyen, sıradan hayatın parçası olmayı benimsemiş, yaşam amacı olmayan bir çevrede gerilemeye başlar insan. Oysa kendisinden beklentisi yüksek olan, gelişen, geliştiren, öğrenen, öğreten, okuyan, üreten ve bunu başkalarıyla paylaşan bir çevre düşünün. Böyle bir çevrede fırsatları, başarıyı, özgüveni, gelişimi, geliştirmeyi, geleceği yakalamaz mı insan? Etrafımızda böyle insanların olması bizi sıradanlıktan kurtarır. Üretime, gelişime, bilgiye ulaştırır. Sıradanlıktan kurtarıp bir tepenin üzerinden etrafımızda uçsuz bucaksız uzanan resmi görmemizi sağlar. Nefes aldırır ve suya tekrar dalmamızı sağlar. Böyle bir çevrede olmak farkında olmadan geliştirir insanı, aynısını yapmak için çabalarsınız, ilerlersiniz…

Bir çocuğun hayatında karşısına çıkan en değerli fırsat, onu geleceğe hazırlayan bir öğretmendir. Bu öğretmen yalnızca okuldaki öğretmenlerimiz değil; bir anne, bir baba, bir abi, bir abla ya da çevresinde kendinden beklentisi yüksek insanlardır. Yaşam amacı olan insanlardır. Onu geleceğe hazırlarken aynı zamanda anı yaşayıp mutlu olmasını öğreten, cesaretlendiren, sadece ezberlenen bilgiler değil aynı zamanda bu bilgilerle kendisinin yeni şeyler keşfetmesine ve üretmesine fırsat veren insanlardır. Risk almayı, denemekten vazgeçmemeyi, başarısız olsa bile bunlardan ders çıkarıp tekrar denemeyi, ayağı takılıp düşse bile kalkabilmeyi ve yoluna devam etmeyi öğretenlerdir. Ona öğrettikleriyle yeni ve farklı algoritmalar üretmesine imkan veren ve onu taktir eden insanlar… Böyle bir ortamda yetişmiş çocuk geleceği inşa etmez mi? Kendinden beklentisi yüksek bir karakter ile etrafındakilere değer aşılamaz mı? Çaresizliği öğretmek mi, çare üretmek mi başarıyı ve üretkenliği arttırır?

Öğrenilmiş Çaresizlik

Öğrenilmiş çaresizliğe hapsolmuş bir çevrede var olmak ise kendini tanımayan, kendinden beklentisi olmayan,hayat amacı olmayan ve sadece insanlar ne yapıyorsa aynısını yapmaya çalışmak gibi sıradan bir hayat sürmeye benzer. Öğrenilmiş çaresizlik için yazıya dökülmemiş o kadar çok örnek var ki… Fil yavrusunun ayağına takılan zinciri büyüdükten sonra bile sanki söküp atamayacakmış gibi hissetmesi ve ayağındaki zincirle hayatını sürdürmesi. Ayağındaki o zinciri güçlü hali ile çaresizce söküp atamayacağını öğrenmiş. Öğrenilmiş çaresizlik… Ya da bir cam bölmenin içindeki köpekbalığının bulunduğu dev akvaryumun diğer tarafında yine cam bölmelerle kapatılmış küçük balıkların olduğu akvaryum örneği… Köpekbalığı küçük balıkları yakalamak için ne tarafa giderse gitsin cam bölmeye çarpar. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın küçük balıkları yakalayamaz. 3 hafta sonra küçük balıkların bulunduğu akvaryumdaki cam bölme çıkarılır ve bu balıklar köpekbalığı ile aynı ortamda yaşamaya başlar. Fakat köpekbalığı her defasında cam bölmeye çarparak hedefine ulaşamayacağını öğrenince, küçük balıklar onun etrafında gerçekten dönüp dolaşsalar bile hiç umursamadan onlara dokunmadan yaşamaya devam eder. Çünkü köpekbalığı çaresizliği öğrenmiştir ve bu çaresizlik öğrenilmiş çaresizliğin ta kensisidir.

Islak maymunların hikayesi de öyle değil mi? Güzel bir öğrenilmiş çaresizlik örneği… Bir kafese konan 5 maymun ve bir merdivenin tepesine konan muz deneyi. Maymunlar merdivenden çıkıp muzu almaya yeltendiklerinde soğuk su ile ıslatılır. Her denemede soğuk su ile ıslatılmaya devam ederler. Muz merdivenin üstünde dursa dahi hiçbir maymun onu almaya yeltenmez. Sonra maymunlardan birini çıkarıp kafese yeni bir maymun koyarlar. Bu yeni maymun hemen muzu almak için merdivene koşunca diğer maymunlar onu yakalayıp bir güzel döver. Daha sonra ıslanan maymunlardan biri de kafesten çıkarılır ve yerine yeni bir maymun konulur. Bu yeni maymun da kafese girer girmez muzu almak için harekete geçer. Fakat diğer maymunlar hemen onu engeller ve döver. İlginç olan şudur ki ikinci maymunu en şiddetli döven kafese konulan birinci maymundur. Daha sonra ıslanan diğer maymunlar da sırayla çıkarılır ve hiç ıslanmayan maymunlar kafese konur. Muza ulaşma hadisesi onlar için de devam eder ve diğer maymunlar onları yakalayarak muza ulaşmalarına izin vermez. Islanan maymunlar hiç soğuk su ile ıslanmamış maymunlara muza ulaşamamanın çaresizliğini öğretmiş olur. Halbuki soğuk su bir daha olmayacak. Birkaç merdiven basamağının sonunda o muza ulaşabilecekken hiçbiri bunu akıllarından bile geçirmemeyi öğrenir. Öğrenilmiş çaresizlik onları aç bırakır.

Hayatımızın birçok alanında da bu böyle değil mi? İş yaşamında, eğitimde birçok örneği var. Bir iş öğrenildiği gibi yapılıyorsa onu başka türlü deneyemeyiz. Çünkü sözüm ona yapılan işin tek çaresi o işi öğretildiği gibi yapmaktır; ya da yapmamaktır. Öğrenilmiş çaresizlik işte böyle bir şey. Etrafımızdaki insanlar başarının imkansız olduğunu kanıtlarcasına hiçbir şey üretmeden yaşamaya devam ederken, başarı için kendini kanıtlamaya çalışan, fark yaratmaya, fayda ve değer üretmeye çalışan insanları şaşkın bakışlarla izlerler.

Öğrenilmiş çaresizlik umutsuzluktur, sonucun asla değişmeyeceğine yönelik güçlü bir inançtır, karamsarlıktır, his yokluğudur, duygu yokluğudur. Başarısızlığa uğradıktan sonra tekrar denememektir, ayağa kalkmamaktır, pes etmektir, risk almamaktır.

Oysa Sokrates ne demiş:

“Senin almaya cesaret edemediğin riskleri alanlar, senin yaşamak istediğin hayatı yaşarlar.”

Bir Yorum Yazın