Tarihi yeniden yazmak-Göbeklitepe

Dünya tarihinde insanoğlunun yaşam serüveni yeni keşiflerle gün yüzüne çıkıyor. Bu keşifler sayesinde binlerce yıl önceki yaşam biçimleri, anane, örf, gelenek, alışkanlıklar ve sosyal davranışları öğrenmiş oluyoruz. Binlerce yıl önce inşa edilmiş tapınaklarda, piramitlerde, devasa yapıların tasarımlarında günümüz koşullarında bile bazen akıl sır erdiremediğimiz keşiflerin olduğunu görüyoruz. Arkeologların büyük emekleri sayesinde öğrendiğimiz ve neredeyse tarihin akışını değiştiren bu yapılar insanoğlunun geçmişteki gizemini çözer mi? İşin biraz detayına girdiğimizde aklın sınırlarını zorlayan o kadar çok soru işareti var ki…

Malta`daki Megalit Tapınaklar, Sümer zigguratları, Mısır piramitleri, Maikop kurganları (M.Ö 3000), Skara Brae (M.Ö 3180), Bougon Tümülüsü (M.Ö 4700) ve inşa edilmiş daha birçok yapı dünyanın insan üretimi emeğini gözler önüne seriyor.

Tarihin yeniden yazılmasına neden olan ve belki de dünyanın gelmiş geçmiş en önemli arkeolojik keşfi ülkemizde yer alan Göbeklitepe`dir. Bu çok değerli keşfin hikayesini Emre Sarı`nın “Dünya Arkeoloji Tarihi ve Keşifler” adlı kitabından alıntı yaparak Göbeklitepe`nin gizemine gelin bir bakalım.

GÖBEKLİTEPE

Her şey, 1983 yılının sıradan bir gününde tarlasını karasabanla sürmekte olan bir çiftçinin, toprak altında bulduğu oymalı taş ile başladı. İhtiyar çiftçi, dünyanın gelmiş geçmiş en ‘gizemli’ arkeolojik kazılarından birini başlatacağından habersizdi. 1996 yılında Şanlıurfa Müze Müdürlüğü’nün başkanlığında Alman Arkeolog Harald Hauptmann danışmanlığında başlatılan çalışmalar, başlangıçta sıradan bir arkeoloji çalışmasını andırıyordu. Kazı devam ettikçe, klasik bir arkeoloji araştırmasından beklendiği gibi, ortaya çıkan bulguların soru işaretlerini aydınlatacağı umuluyordu. Fakat soru işaretlerini gidereceği düşünülen bulgular, tam tersine kafa karıştırmaya başladı. Kazı alanı belirginleşmeye başladıkça, arkeologların şaşkınlığı daha da arttı. Ortaya çıkan yapılar, heykeller ve simgeler, insanlık tarihiyle ilgili bildiğimiz hiçbir şeyle uyuşmuyordu. 23 Nisan 2008’de The Guardian’ın attığı başlık kafa karışıklığını oldukça iyi anlatıyordu: “Arkeologları Sersemleten Kazı Alanı!”

Şanlıurfa’nın 17 kilometre doğusunda yer alan Göbeklitepe’nin ünü bir anda dünyaya yayıldı! Konuyla ilgili haber ve köşeyazıları katlanarak artmaya başlamıştı. Herkes, hiçbir tarihçi ve arkeoloğun tatmin edici bir açıklama getiremediği Göbeklitepe’yi konuşmaya başladı.

Peki neydi Göbeklitepe’yi bu kadar esrarengiz kılan?

Göbekli Tepe kafa karıştırıcıydı çünkü, her şeyden önce tamı tamına 12.000 yaşındaydı.
Bu, insanlık tarihiyle ilgili bugüne kadar bildiğimiz her şeyi yerle bir ediyordu. Yazılmış on binlerce kitap ve yüz binlerce makaleyi çöpe attıracak bir bilgiydi bu. Çünkü bugüne kadar yaptığımız arkeolojik kazılar ve buna dayalı olarak geliştirdiğimiz tarih bilimi, insanlığın 12.000 yıl önce henüz ‘emekleme’ çağına bile geçmemiş bir bebek olduğunu söylüyordu. Tarih kitaplarına göre o çağlarda yaşayan insanın, henüz avlanarak ve bitki toplayarak hayatını sürdüren, dili, dini, kültürü, sanatı olmayan, yerleşik yaşama bile geçmemiş bir ‘sürü’ olması gerekiyordu. Halbuki Göbeklitepe’de devasa büyüklükte kayaların ayağa dikilmesiyle oluşturulmuş, özenle inşa edilmiş, özenle süslenmiş 8 ila 30 metre çapında 20 adet tapınak bulunmuştu. Tapınakta 3 ila 6 metre büyüklüğünde, 60 ton ağırlığa ulaşabilen T biçiminde dev heykeller yer almaktaydı.

Tarih bilimi altüst oluyor.

Klasik tarih biliminde, insanlığın büyük dönüşümünün M.Ö. 10 bininci yıllarda, tarımın bulunuşuyla başladığı varsayılıyordu. Tarım yerleşik hayatı, yerleşik hayat da “binlerce yıl içinde” kültürü, sanatı ve dini, yani “Uygarlığı” meydana getirmişti.

Klasik uygarlıklar sıralaması şöyleydi:
Sümer Uygarlığı (İÖ.4000): Dicle ve Fırat
Mısır Uygarlığı (İÖ.3500 ): Nil Nehri
Maya Uygarlığı (İÖ. 2600): Güney Amerika
Hint Uygarlığı (İÖ.2500): İndüs Irmağı
Çin Uygarlığı (İÖ.1500): Sarı Irmak

Dikkat edilirse, ilk uygarlık olarak bilinen ve taş yapılar yapabilme kapasitesine sahip ilk topluluk olduğu düşünülen Sümer Uygarlığı’nın bile MÖ 4000 yılında ortaya çıktığı görülmektedir. O halde Sümerler’den 7.000 yıl önce, insanlığın henüz ok ve zıpkınlarının ucuna keskin taşlar bağlamayı bile yeni öğrendiği düşünülen bir çağda, bu büyüklükte yapılar nasıl inşa edilebilmişti?

Bilim insanları, aynı soruların benzerini daha önce İngiltere’deki “Stonehenge” ve Mısır’daki “Piramitler” için de sormuşlardı. “Teknolojinin bu denli geri olduğu bir çağda, insanlık bu büyüklükteki yapıları nasıl inşa edebilir?” sorusu, başlıca merak konusuydu.
Göbeklitepe bulguları, bu soruları bile ‘anlamsız’ hale getirdi. Zira Şanlıurfa’da ortaya çıkarılan tapınaklar, Stonehenge’den 7000, Piramitler’den 7500 yıl eskiydi. Bazı taşlar Stonehenge’dekinden çok daha iriydi ve Stonehenge taşları kabaca oyulmuş, özelliksiz kayalardan oluşurken, Göbeklitepe’dekiler ince resim ve işlemelerle donatılmıştı.
Göbeklitepe’deki dev kaya-heykelleri inceleyen National Geographic araştırmacısı, konuyla ilgili belgeselde meseleyi özetleyen şu cümleyi kuruyordu: “Bu dönemde yaşayan insanların bu tapınakları yapabilmesi, üç yaşında bir çocuğun elindeki oyuncak tuğlalarla Empire States’i inşa etmesine benziyor!”

Anlaşılması güç sembolizm

İnsanlığın Sümer ve Mısır yazısını daha yeni çözdüğünü ve bu toplumları anlamak için bu yazılı metinleri kullandığı düşünülürse, Göbeklitepe’nin daha uzun süre “gizem” olarak kalacağını söyleyebiliriz. Zira 12 bin yıl önce yaşayan bu insan topluluklarıyla ilgili elimizde “yazılı” hiçbir bulgu yok. Günümüzden o kadar eskide yaşamışlardı ki, “Kimdiler, neye inanırlardı, nasıl yaşarlardı ve ne düşünürlerdi?” gibi sorulara verebileceğimiz hiçbir yanıt bulunmuyor. Kayalar üzerine işlenen motiflerin anlamını çözmek bu yüzden oldukça zor.

T şeklindeki sütunların tümü, ‘insan şeklinde’ resmedilmiş. Ellerini kasıklarının üzerinde birleştiren dev insanlar. Yine Göbeklitepe’de bulunan ve dünyanın en eski heykeli kabul edilen heykel figürü de, yine ellerini kasıklarında birleştirmiş bir insanı betimliyor. Bu ve buna benzer sembolizmlerin ne anlama geldiğini kimse bilmiyor. Üstelik, Göbeklitepe’deki gizem ve bilinmezlikler bu kadarla da sınırlı değil. 20 tapınak, inşa edilmelerinden tam 1000 yıl sonra tonlarca toprak taşınarak örtülüyor ve üzeri tamamen kapatılıyor.

Yapımı için büyük çaba harcandığı belli olan bu muhteşem tapınakların neden daha sonra yine muazzam bir emek harcanarak gömüldüğünü anlamak mümkün değil. Göbeklitepe’nin gizemi o denli büyük ki, ona gösterilen uluslararası ilgi her geçen gün daha da büyüyor! Geçtiğimiz günlerde Göbeklitepe’yi manşete taşıyan İngiliz Guardian Gazetesi, bölgenin yakında “Mısır Piramitleri” kadar ünlü olacağını açıkladı. Belli ki, önümüzdeki yıllarda Göbeklitepe daha çok konuşulur, daha çok tartışılır olacak. Türkiye’de yaşayan herkes, bunun ülkesi için ne kadar büyük önem taşıdığının bilincinde olmalı…

[Toplam:7    Ortalama:4.6/5]

2 Comments

Bir Yorum Yazın

%d blogcu bunu beğendi: